10 Ağustos 2012 Cuma
YLSY Rehberi: YLSY Bursu Nedir?
YLSY Rehberi: YLSY Bursu Nedir?: YLSY Bursu Nedir? 1416 sayılı Kanuna dayalı olarak, yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ...
YLSY Uzmanı: Üniversitelerden Kabul Alma
YLSY Uzmanı: Üniversitelerden Kabul Alma: Lisans sonrası öğrenimini Amerika’da yapmak isteyenlere yardımcı olmak amacıyla hazırladığımız bu sayfada Master (MS), MBA (IsletmeMasteri) ...
24 Haziran 2012 Pazar
Joseph-Louis Lagrange (25 Ocak 1736 – 10 Nisan 1813)
Lagrange’ın yaptığı çalışmalar ve verdiği eserler;
makaleler, kitaplar ve yazışmalar şeklinde çeşitlendirilebilecektir. O’nun en
başta konu edilmesi gereken baş yapıtı, henüz genç yaşlarında yazmaya başladığı
Analitik Mekanik (Analytique
Mécanique) adlı kitabıdır.
Lagrange’ın bazı sıkıntılı dönemlerine karşın iyi
olduğu zamanlar ortaya koymuş olduğu çalışmalar yeteri kadar doyurucudur.
Bunların içinden bazıları çok önemli çakışmalar olup, O’nun ününe ün katmıştır.
Bunlardan bir kısmı da Astronomi ile ilgilidir.Astronomi’ye ilişkin çalışmalarının başında, çok
genç yaşlarda iken ilgi duyduğu bir konu gelmektedir: Ay’ın kendi ekseni etrafındaki hareketi… Bu konudaki çalışması ve
verdiği çözüm, 1764 yılında O’na Paris Bilimler Akademisi birincilik ödülünü
kazandıracak kadar başarılıdır.
Bir ara Gök
Mekaniği ile ilgilenmekte, bu arada ünlü eserini yeniden gözden
geçirmektedir. Bu konuda daha hassas ve ince işler yapmaya yönelmiştir. Yine
Berlin’de olduğu bir zamanda Aritmetik ve
Asal Sayılar ile ilgilenmeye başlamıştır.O, bu çalışmaları sırasında Fermat’ya ait olduğu
bilinen birkaç teoremi de kanıtlamış bulunmaktadır. Bir de John Wilson’a (
1741-1793) ait olduğu bilinen bir teoremi de kanıtlamıştır.O’nun bir çalışmasının da cebir ile ilgili olduğu
görülmüştür. 1767 yılındaki bir bildirisi Sayısal
Denklemlerin Çözümüne Dair (Sur La Solution des Equations Numérique) adını
taşımaktadır.
Matematik için bir şeyler vermek için gayretli
çalışmalar O’na iki önemli eser kazandırmıştır:
- Bunlardan ilki 1797’de ortaya çıkan Analitik Fonksiyonlar Teorisi (Théorie des Fonctions Analytiques),
- 1801’de kaleme aldığı Fonksiyonların Hesabına Dair Dersler (Leçons sur le Calcul des Fonctiones)’dir.
O’nun son çabası, ilk eseri Analitik Mekanik’i yeniden gözden geçirip yenilemek isteğiydi. Bu
çalışmaya başlamışsa da yarıda bırakmak zorunda kalacaktır. Artık 70’li yaşları
sürmektedir ve eski enerjisi yoktur. Giderek kafası, vücuduna ayak
uyduramayacak hale gelecektir.O’nun çalışma dünyasından geri kalanlar bunlarda
ibaret değildir.
Bu çalışmalar içinde yer alan ve bir kısmı günümüzde de güncel
olan ve adını vermiş olduğu bazı matematiğe ilişkin buluşları vardır ki
onlardan söz etmeden geçmek eksiklik olacaktır. Bunlar başlıklar halinde
aşağıya çıkarılmıştır.
- O’nun adıyla anılan Lagrange Diferansiyel Denklemi, Lagrange Interpolasyon Formülü,
- Lagrange Kalanı, Lagrange Dönüşümü ve
- Lagrange Yöntemi bunların içinde özellikle dikkati çekenleridir.
Michelle Rolle (1652-1719)
1652 yılında Ambert
kentinde doğan Fransız matematikçinin
çalışma alanı cebir’dir.Matematik
literatüründe kendi adıyla anılan ve matematik analizin önemli teoremlerinden
sayılan O’nun teoremi şudur:
“ [a,b] üzerinde tanımlanmış, ]a,b[ üzerinde türevlenebilir ve f(a)=f(b) olan bir
fonksiyon için, f’(c)=0 olacak biçimde,
]a,b[ aralığında en az bir c gerçek değeri (sayısı) vardır.”
Bu teorem,
koşuluyla, bir [a,+∞ [ aralığına genelleştirilebilecektir.Bu teorem
yine matematik analiz için çok önemli bir teorem olan Ortalama Değer Teoremi’nin oluşmasına yaramıştır.Bu teorem şöyle
ifade edilmiştir:
“ f(x) fonksiyonu [a,b] aralığında sürekli ve bunun iç kısmında türevi
mevcut ise aralık içinde öyle bir c değeri vardır ki
dır.”
Bu teoremin dışında, düzgün bölge, konkav ya da konveks eğri,
süreklilik,iç nokta, dış nokta gibi birçok tanım ve kavram O’nun tarafından
matematiğe kazandırılmıştır.
1690 yılında
yayımlanmış olan Cebir İncelemesi adlı
kitabında Düşürüm Yöntemi’nden söz
etmekte ve nasıl uygulanacağını da anlatmaktadır.Rolle bir yandan da Sonsuz Küçükler Hesabı’na da karşı
çıkmaktadır.1719 yılında Paris’te ölmüştür.
Matematiği Yöneten Düşünür: DESCARTES [1596-1650]
Modern felsefenin ve birçok yönden modern
matematiğin ve matematiksel fiziğin babası olduğu yaygın olarak kabul edilen
Fransız bilim adamı Descartes, tüm çağların en büyük matematikçi ve
filozoflarındandır.
Descartes’ in
Yaşam Öyküsü
René Descartes, 31
Mart 1596 günü Fransa’ da Tours kenti La Haye kasabasında dünyaya gelmiştir. 10
yaşında La Fléche’ deki Cizvit kolejine yazılır. Descartes’ deki yeteneği sezen
okul müdürü Pére Charlet, ona bazı ayrıcalıklar tanımıştır.1614-1616 yılları
arasında Paris’ deki Poitier Üniversitesi hukuk fakültesinde okumuştur. Burada
tanışmış olduğu matematik tutkunu Marin Mersenne Descartes’ in giderek
matematiği daha iyi tanımasını ve benimsemesini sağlamıştır.
Asker olarak kayıt olduğu Hollanda birliğinde, birkaç yıl geçiren Descartes,
görevi sırasında, matematik ve fizik konularındaki yaratıcı yeteneğinin farkına
varmasını sağlayacak kişi olan Isaac Beeckman'la tanıştı. İsveç Kraliçesi
Christina'nın ricasını kırmayarak, ona uzmanı olduğu konularda ders vermek
üzere Stockholm'e yerleşti. Ancak kraliçenin talebi doğrultusunda derslerin,
sabahın oldukça erken saatlerinde yapılması nedeniyle, hayatı boyunca geç
kalkmaya alışkın olan Descartes’in fizyolojik dengesi bozuldu. Bunun yanı sıra,
yabancısı olduğu aşırı soğuk iklime uyum sağlayamayan vücudu bitkin düşerek
zatürreeye yakalandı ve ünlü düşünür, 11 Şubat 1650 tarihinde, 54
yaşında hayatını kaybetti.
Descartes’
in Yöntem Anlayışı ve Metodoloji
Descartes, tüm
çalışmalarında ve araştırmalarında, doğru bilgiye ulaşmak amacıyla,
karmaşıklıktan uzak durmaya ve her şeyi basite indirgemeye çalışmıştır. Bulduğu
her bilgiye kuşkucu bir tavırla yaklaşmıştır. Bu konudaki düşüncelerinden
sonra, bir Yöntem bulması için karar vermiştir. . Yöntemin özelliklerini
şöyle açıklamıştır:
“
Gerçeği araştırırken: -Her şeyden kuşkulan,
-Kendi gözlemlerinden başkasına güvenme,
-Kendi gözlemlerine de güvenme; asıl
olan soyutlamadır, tümden gelimdir.”
bu oluşumun adımlarına, aşağıda
belirtilen adlar verilerek, şöyle tanımladıkları görülmektedir:
1-
Apaçıklık
Kuralı: Doğruluğu apaçık meydanda olmayan hiçbir fikri gerçek diye kabul
etmemek.(Bu kuşkuculuk kuralı olarak da adlandırılır.)
2-
Analiz
Kuralı: Güçlüklerin her birini daha iyi ve daha kolay çözülebilmeleri için daha
küçük parçalarına ayırarak incelemek.
3-
Sentez
Kuralı: Basit ve tanınması en kolay fikirlerden başlayarak daha karmaşık
fikirlere doğru yönelmek.
4-
Kontrol
Kuralı: Hiçbir şeyin savsaklanmadığına güvenir olmak için, kontrol ve saymalar
yapmak.
Descartes’in
Çalışma Alanları ve Eserleri
Descartes’in başlıca eserleri şunlardır:
-
Compendium musicae ( Müzik Özeti) [1618]
-
Traité
de Métaphysique (Metafiziğin İncelenmesi) [1629]
-
Regulead
ad Directionen ingenii (Zihnin Yönetimi İçin Kurullar) [1631]
-
Traité
du Monde ou de la lumiere (Dünya ya da Işığın İncelenmesi) [1633]
-
Discours
de la méthode, plus la dioptrique, les météores et la géometrie qui sont les
essaias de cette méthode ( Yöntem Hakkında Söylemler ve Bu Yöntemin Denemeleri
Olan Dioptri, Meteorlar ve Geometri) [1617]
-
Méditations
de prima philosophiae (İlk Felsefe ile İlgili Düşünceler ) [1641]
-
Principia
philosophiae (Felsefenin İlkeleri) [1644]
-
Les
passions de l’ame (Ruhun tutkuları) [1649]
L’homme et traité de la formatio du
foetus (İnsan ve Cenin Oluşumu Üzerine İnceleme) [1664]
Descartes
ve Matematiksel Yönü
Descartes’in
Kartezyen koordinat sistemini kullanarak, cebir dilini geometriye uygulayıp
bulduğu bu yönteme analitik geometri denmiştir. Analitik geometriyi Descartes
Çözümsel Geometri kitabında, “ Geometrinin cebirsel ve analiz yöntemler
katılarak, çözümlenmesi…” şeklinde açıklamıştır. Analitik problemlerini cebir
denklemelerine çevirdi. Bunlar cebirle çözümlendikten sonra geometri diliyle
açıkladı. Birçok fizik probleminin çözümü de bu yöntemle kolaylaşmış oldu.
Ayrıca matematiksel ve geometrik problemlerin çözümü için kurulan denklemlerde,
"x, y, z" gibi alfabenin çok kullanılmayan son harflerini
bilinmeyen çoklukları, "a, b, c" gibi çok kullanılan ilk
harfleri de bilinen çoklukları ifade etmesi için kullanmıştır.
Descartes’in
Bazı Özel Çalışmaları
Descartes
Abağı
Descartes Abağı,
bir düzlemsel eğriler sistemidir. Genellikle ᴦk ile gösterilir. Bu
sistem üç dik açılı bir üç düzlemliye aktarılmış üç boyutlu uzayın F(x, y, z) =
0 denklemiyle belirtilen bir yüzeyinin, denklemleri z=k olan düzlemlerle
yaptığı ara kesitlerin Oy düzlemi üstündeki izdüşümünü gösterir. Bunların tümü
Oy düzleminin kod damasında bir araya getirilmiştir. İki değişkenin özel değerleri
bilindiğinde, üçüncüyü karşılayan değer, grafik yoldan belirlenebilir.
Descartes
Yaprağı
Descartes yaprağı, geometride bir özel şekle verilen
addır.Şekli yanda görülmekte olup kartezyen koordinatlara göre denklemi
x3+y3-3axy=0
dır.
Descartes Ovali
Bir geometri şekli olarak Descartes tarafından
incelenmiş ve yorumlanmıştır. k ve c gerçel değişmezler olmak üzere r+kr’=c ile
tanımlanmıştır.
Descartes’in Kırılma ve Yansıma Yasaları
Işığa ait iki temel yasaları formüle
dökmüştür. O’nun oluşturduğu fizik yasaları şöyledir:
1)
Gelen ışın,
yansıyan ışın, kırılan ışın ile ayırma yüzeyinin gelme noktasındaki normali ile
aynı bir düzlem içinde bulunurlar.
2)
Yansıyan ışın,
bu normale göre gelen ışınla bakışımlıdır.
3)
Gelme açısı i
ve kırışma açısı r arasında sin i =n.sin i r bağıntısı vardır. Burada n, ikinci
ortamın birinci ortama göre kırılma indisidir.
Cebir Kavramı Üzerine İlk Yaklaşımlar
El Kitab’ül
Muhtasar Fi Hisab’il Cebri ve’l Mukabele adlı ünlü eser çeviri yoluyla yeniden
yazılırken hayli güçlüklerle karşılaşıldığı anlaşılmaktadır.Latinceye yapılan
çevirisi sırasında,kitapta yer alan bazı teknik terimlerin karşılıkları o dilin
sözcükleri arasında olmayınca,bunların karşılıklarını bulmak ve yazmak,çevirmenler için bir sorun
yaratmıştır.Yani terminoloji eksikliği ya da uyumsuzluğu buna neden
olmuştur.Latince çeviriler yapılırken ,karşılıkları bulunamayan bu iki terim
çevirilerde aynen korunmuş ve “cebir” ve “mukabele”sözcükleri birer yabancı
sözcük olarak Latinceye karışmıştır.Ayrıca Avrupa,cebirin konularını özgün
olarak kendisi yapmaya başladığı zaman “cebir”
sözcüğünü hazır bulduğu bir terim olarak terketmemiş ve kendi diline uygun
olarak Fransızca’da Algèbre ve İngilizce’de Algebra şeklini almıştır.Bu
kitaptaki deyimlerle ilgili önemli bazı açıklamaları Muhammed Bin-i
HüseyinBahaüüdin Amili adlı matematikçinin yazmış olduğuHülasatül-hisab adlı
eserinde yaptığı anlaşılmaktadır.1843 yılında almanca çevirisiyle birlikte
yayımlanan bu eserde açıklamalardan bazıları şunlardır: “Cebir
işlemi-denklemin menfi(negatif)bir miktarı içeren tarafının tamamlanmasıdır.
”;“Mukabele-denlemin her iki tarafındaki eşit ve homogen(mütecenis)olan
kısımlarının ortadan kaldırılması (bertaraf edilmesi)demektir.”demektir.O
çağdaki matematikçilerce henüz menfi terim kavramı bilinmemektedir.Bir
denklemde bu gibi terimlerle karşılaşıldığında,bunun ortaya çıkardığı
düzensizliği gidermek gerektiğini düşünüyorlar bunun adına cebir
diyorlardı.Denkelem içinde kesir halinde çarpanlar görülürse bunu ortadan
kaldırmak için yapılacak iş cebir oluyordu.Buna karşın uzakdoğunun ünlü
matematikçileri Aryabhata ve Brahmagupta’nın,cebir konularında yaptıkları
çalışmalarla özelliklede “Diyofant denklemler”le ilgili çalışmalarında,
El-Harezmi den çok önce bazı sonuçlara ulaştıkları bilinmektedir.Ancak onların
çalışmalarında yinede sınırlı olan kısımlar vardır.Örneğin ikinci dereceden
cebirsel denklemin köklerinden söz etmektedirler.Ancak sadece, Δ>0 haline
karşılık gelen reel iki kökünbulunabileceği durumu incelemektedirler,hepsi o
kadar.Düzgün olmayan denklemler içinde bazı incelemeler yaptıkları görülmektedir.Bazı
yorumlara göre ,El-Harezmi çalışmalarını yaparken bu matematikçilerin
çalışmalarından yararlandığından söz edilmektedir.10. yüzyılda yaşayan ve tüm
dünyaya isminin (El Harezmi – Al Khrawarizmi) Latince
telaffuzunu “algoritma” olarak zikrettiren bu Müslüman Türk alimi, cebir
matematiğinin de kurucusudur. Zaten cebir kelimesi de Harezmi’nin
(El Kitab’ül Muhtasar Fi Hisab’il Cebri ve’l Mukabele ) “Cebir ve
denklem hesabı üzerine özet kitap” adlı eserinden gelir. Harezmi, cebir
denklemlerinin çözümünde kare ve diktörgen şekillerden yararlanır. Denklem
çözümlerinde bu geometrik şekilleri kullandığından , denklemlerde hep artı
işaretli terimler göz önünde tutulur.Kare bilinmeyeni, dikdörtgen ise
bilinmeyenin sabit bir katını temsil eder. Denklem çözümleri daima pozitif
değerler içindir. El-Harezmi, ikinci dereceden denklemlerin çözülmesi için
geometrik modeller de kullanır.Fakat bu çözümleme yöntemleri, malesef ki
Türkiyede neredeyse hiç bir ders kitabında gösterilmez. İkinci derece
denklemlerin çözümünü çok sade, anlaşılır ve sistematik biçimde
yazmıştır. Çözümleri adım adım sistemli bir sıra ile vermiş olması, – isminin
Latince telaffuzu ile - ‘algoritma’ yöntemlerinin ortaya çıkması
sağlamıştır. Günümüzde dünyasının vazgeçilmez parçası bilgisayarların
programlama dilleri,Harezmi’nin algoritmik yöntemleri esas alınarak
yazılmaktadır. Dolayısı ile günümüz programcılığının ve daha bir çok
şeyin temelinde Harezmi’nin de olduğunu söylemek mümkündür. Ebul
Vefa,matematik sahasında,özellike trigonometri üzerinde çalışmalar
yapmıştır.Trigonometrinin altı esas oranı arasındaki trigonometrik
münasebetleri ilk defa ortaya koymuştur.Bu oranlar,günümüzde aynen
kullanılmaktadır.Ebul Vefa'nın matematik tarihinde ortaya koyduğu ilk
trigonometrik özdeşliklerden bazıları
şunlardır:Sin(a+b)=sin(a)*cos(b)+cos(a)*sin(b)Cos(2a)=1-2sin2(a)Sin(2a)=2*sin(a)*cos(a)Ayrıca
küresel trigonometride sinüs teoremini açıklamıştır: Ebul Vefa,Habeş
el-Hasib ve el-Mervezi gibi önemli matematikçileri izleyerek tanjant
ve sekant fonksiyonlarını tanımladı. Sekant kaşifi olarak
genellikle Kopernik bilinirse de,ünlü bilim
tarihçilerinden Monte Candon ve Carra de Vaux'un araştırmaları
sonucu bu buluşun Ebul Vefa'ya ait olduğu tespit edilmiştir.Trigonometrinin
yanında cebir ilmi üzerinde derinlemesine çalışmalarda bulunan Ebul Vefa,o
zamana dek bilinmeyen dördüncü dereceden denklemlerin çözümünü
gerçekleştirdi.Örneğin:X4+pX3 =r denklemini çözerken
y3+axy+b=0 ve X2-Y=0
koniklerinin kesişmesinden istifade etti.Eski Yunanlıların ve Hintlilerin
çözemediği birçok problemi geometirk yollarla çözmeyi başardı.Gerçek eseri
macestisidir
14 Mayıs 2012 Pazartesi

Gözümün alabildiğince bakıyorum gökyüzüne, bazen oluyor kendimi kaybediyorum gökyüzünde bazense içe dönük bir yolculuk yaşayıp özüme dönüyorum.Artık yer yok,zaman yok,mekan yok yaşadıklarımda.Her şey aynı her şey bir devinim esintisi yeryüzünde.
İnsanları daha çok izler, bununla birlikte daha çok düşünür oldum.Neyi mi? Düşünülmesi gerekip de üşenip vazgeçtiklerimizi...
Güzel bir gelecek düşlüyorum mutlu olmak isteyen her genç gibi.Yastığa her kafamı koyduğumda yüzümde bir tebessüm ve aklımda yeni fikir taneleri.Her güne bir öncekine oranla daha bir aydınlık bakmak istiyorum daha bir barışık dahaların güzele yönelik bol olduğu günler..
Nedenleri sormaktan yorgun düşen bu bedeni artık yormadan sadece daha güzel olan ne varsa işte orada yaşayıp ölmek istiyorum...
24 Nisan 2012 Salı
Orta Çağda Matematiğin Kullanım Yöntemleri
ORTA
ÇAĞDA KULLANILAN BAZI ARAÇLAR
Ortaçağda hala Antik
çağdan kalma ilkel sayma ve sayılama teknikleri kullanılıyordu.Bu bile aslında
insanların henüz sayıları çok iyi kullanamadıklarını gösteriyordu.Bu dönemde
sayma işlemini gerçekleştirebilmek için çeşitli araçlar ve yöntemler
geliştirilmiştir.
Parmak
Hesabı ya da El Aritmetiği
Orta çağda bu işlem
günümüzün hesap makinesi kadar yaygındı. Bu konuda o kadar ileri gitmişlerdi ki
toplamadan sonra bazı çarpma işlemlerini de parmak hesabıyla yapabiliyorlardı.
Çok büyük sayılarda bile kullanılan bu yönteme ait bazı örnekler aşağıdaki
gibidir.
Şekilde görülen
işlemlerin bir çözüm yolu vardır.Bu iki işlemde aynı algoritma yoluyla
çözülebilir.
Soldaki 8x9 işlemi şöyle gerçekleşmektedir.
8 içinde 5 ten fazla
olan eleman sayısı kadar parmak ( 8-5 = 3 ) katlanır, diğer 2 parmak açık
bırakılır.9 içinde 5 ten fazla olan eleman sayısı kadar parmak ( 9-5 = 4 )
katlanır, diğer 1 parmak açık bırakılır.İki eldeki katlanmış parmakların toplam
sayısı ( 3+4 = 7 ) 10 ile çarpılır ( 7x10 = 70 ) . Sonra her iki eldeki açık
parmakların sayısı birbiriyle çarpılır ( 1x2 = 2 ) ve sonuç, önceki bulunan sayıya
eklenir ( 70+2 = 72 ).
Bu sayma tekniklerini milyon mertebesine kadar
taşıdıkları biliniyor. 20000
sayısını ifade etmek için “sol el açık şekilde göğsün üzerine” konulur. Keza
“milyonu” anlatmak için iki elin parmakları içiçe geçirilir.
Abaküs
ya da Çörkü
M.Ö. 2400 yıllarında Çin’de geliştirilen abaküs,
denizaşırı ticaret yapan tüccarlar sayesinde Girit ve Miken bölgelerinden
Avrupa ve Amerikaˊya yayılmıştır. Abaküs, hareketli parçalara sahip olduğu
bilinen ilk hesap makinesidir.
Ama elin kullanımının
sınırlı olması ve ilk zamanlarda rakamlarla yazılı olarak hesaplama yapma
zorluğu ilk Mekanik hesap makinelerini doğurdu. İşte bu hesaplama uğraşısının
ortaya çıkardığı aletlerden biri de Abaküs’tür.
Abaküs
nasıl kullanılır
Her boncuk ya da metal
topçuğun değeri, büyüklüğüne değil konumuna bağlıdır; belirli bir çizgi
üstündeki taşın ya da belirli bir tel üstündeki incinin ( boncuğun , topçuğun ,
vb.) değeri 1, iki tanesi birlikte olunca 2 olur. Bundan bir sonraki tel 10,
üçüncü sıradaki tel 100 olarak değerlendirilir. Böylece ikisi 1 değerinde ve
biri 10 değerinde üç dizi taş 12ˊyi, 100 değerindeki bir dördüncü topçuk
eklenince de 112ˊyi gösterir. Yani topçuk ya da boncuğun yeri, değerini
belirler ve çok büyük sayılar bile birkaç topçuk ya da boncukla gösterilebilir.
Topçuklar bir yöne kaydırılarak işlem yapılır; elde edilen değeri silmek, yani
topçuğu bir sonraki kullanıma hazırlanmak istenirse, tersi yönünde kaydırmak
gerekir. Abak, görünüşte basitliğine karşın, toplama makineleri, elektronik
hesap makineleri ve bilgisayarların hazırlanmasına katkı bulunmuştur.
22 Nisan 2012 Pazar
Bir gün bir tanıdığı büyük filozof Sokrates’e rastladı ve
dedi ki;
“Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?” “Bir dakika bekle” diye
cevap verdi Sokrates. Bana bir şey söylemeden önce seni küçük bir test ten
geçmeni istiyorum. Buna “Üçlü filtre testi” deniyor. Üçlü Filtre?… “Doğru” diye
devam etti Sokrates. Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce bir
süre durup söyleyeceklerini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir.Birinci filtre
‘Gerçek Filtresi’: Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçeği
yansıttığından emin misin?“Hayır,” dedi bir süre duraklayan adam… “Aslında bunu
sadece duydum ve…”“Tamam,” dedi Sokrates. “Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru
olup olmadığını bilmiyorsun.Şimdi ikinci filtreyi deneyelim; ‘İyilik Filtresi’.
Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?”“Hayır, tam
tersi…” “Öyleyse,” diye devam etti Sokrates. “Onun hakkında bana kötü bir şey
söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de
testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı.‘İşe Yararlılık
Filtresi’.Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?”“Hayır,
gerçekten pek işine yaramayabilir…” “İyi,” dedi Sokrates derin bir nefesin
ardından. “Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar,
faydalı bir şey de değilse bana niye söyleyesin ki?”Bu Sokrates’in iyi bir
filozof sayılmasından önce, aklı ile büyük itibar, saygı görmesinin sebebiydi.
Aklı ile kendini ve dostlarını toplumsal travmalardan korumasını bildiği gibi,
bu konuda örnek bir eğitmendi de…Yakın ve sevdiğiniz herhangi bir arkadaşınız
hakkında başıboş konuşmalar duyduğunuz her sefer bu üç filtre testini
kullanınız. Hem ilişkinizi, hem saygınlığınızı korumanız için faydalı bir
yoldur.
Dikkat...
Tıp fakültesinde ilk kez kadavra(ceset) başına toplanan öğrenciler,bayağı bir merak ve ilgiyle kadavrayı incelemektedirler.Profesör dersine başlar; “Tıpta iki şey doktorlar
için çok önemlidir, ilki insan vucudu ile ilgili hiç bir şey sizin için iğrenç
olmamalıdır. Örneğin,” der ve parmagını cesedin kıçına sokar ve çıkartıp kendi
agzına götürür. “Hadi bakalım şimdi sizlerde aynı şeyi yapınız !”
Öğrenciler şok içinde, hepsi duraksarlar ama bakarlar ki profesör çok ciddi, istemeye istemeye hepsi sırayla kadavranın kıçını parmaklayıp sonrada emerler. Öğrencilerin hepsi bu işin tadına bakıp berbat bir hale gelmişken, profesör konuşmasını sürdürür; “Bir tıp doktoru için ikinci en onemli nokta gözlemdir” der ve devam eder;
Öğrenciler şok içinde, hepsi duraksarlar ama bakarlar ki profesör çok ciddi, istemeye istemeye hepsi sırayla kadavranın kıçını parmaklayıp sonrada emerler. Öğrencilerin hepsi bu işin tadına bakıp berbat bir hale gelmişken, profesör konuşmasını sürdürür; “Bir tıp doktoru için ikinci en onemli nokta gözlemdir” der ve devam eder;
“Ben kadavranın kıçına orta parmağımı soktum ama
kendi ağzıma işaret parmağımı götürdüm..
Şimdi bir doktor icin, dikkat etmenin ne kadar onemli olduğunu da öğrenmiş bulunuyorsunuz….!”
Şimdi bir doktor icin, dikkat etmenin ne kadar onemli olduğunu da öğrenmiş bulunuyorsunuz….!”
Dünyanın en ünlü kalp doktorlarından; Michael De Bakey'ın arabası bozulmuş,arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve Dr.Michael De Bakey' e dönerek ;
- Size birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım,kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım !
Söylesenize nasıl oluyorda siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum..?
Bunun üzerine Dr. De Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş ;
-Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene..!
- Size birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım,kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım !
Söylesenize nasıl oluyorda siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum..?
Bunun üzerine Dr. De Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş ;
-Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene..!
Ortaya karışık...
DÜNYALIK YAŞIYORUZ
Ne yapacağımızı şaşırdık şu yaşamda,ne yapsak doğru değil yada eksik kalıyor.Tam diyoruz oh be oldu bitti sonunda fakat geriye dönüp bi bakıyoruz, olan biten yok sadece biz bitmişiz bizden arta kalan her şey ise aynı.Şaşırmıyoruz da zaten neden böle olduğuna.Biliyoruz ki bu dünya böyle bişey ,sadece güzelliğiyle bizi etkiler kendini daha çok sevmemizi sağlar fakat hiç bir zaman bizim olmaz .Bence güler halimize içten içe belkide kahkaha bile atıyodur ,buna da doğa eşlik ediyodur.Biz ise hala bi uğraş hala bi hırs.Nereye kardeşim nereye ne bu hırs,herkes aynı yerinde değişen sadece kıyafetler o kadar,Senin gerçeklerin hep aynı değişen sadece sahte ve fani olanlar.Şimdi bu konulara neden girdim neden yazıyorum?Aslında geçenlerde izlediğim bi film beni bunları söylememe yazmama zorladı, evet evet zorladı gerçekten.O kadar düzgün anlatılmıştı ki herşey filmde hırs,arzu,istek ve buna karşın sadece hayatı akışına bırakma durumu.Hırsları yüzünden kopup giden üniversite gençliği,baskılar yüzünden de bitkin düşmüş beyinler.Aslında biz gençlere biraz,azıcık,yahu ufacık rahatlık temin etseler yapacağız başaracağız ama olmaz olur mu biz ne anlarız ki gelecek kurma işinden.Ben ümitliyim ama düzelecek,bu durumu aşacağız hep birlikte.Önce bize güvenecekler korkmayacaklar var olan yanlış sokaklardan bize kendi ipimizi verip doğruyu kendimiz seçeceğiz.Kendi isteklerimiz bizi en mutlu eden doğrulardır.Utanma,korkma kim olmayı istediğini söylemekten,söyle ki bilsinler,söyle ki farkına varsınlar isteklerine ne kadar sahip çıktığının...Yaptığın yanlışlar kendi isteklerinden kaynaklansın bırak, boş ver istedin olmadı olay bu dersin ve kendine yeni istekler seçersin.Korkma istemekten isteksiz olduğun zaman direktiflerle yönetilmeye başlarsın,başkaları senin yerine düşünmeye başlar fakat senin yerine kimse pişman olmaz bunu unutma.Kendi isteğinle yaptığın en büyük hata başkalarının isteklerinden kaynaklı başarılardan iyidir.Neden mi çünkü sen kendi isteğini değil başkalarının arzusunu gerçekleştirdin.Kendinden ödün verdin başkası oldun.Eğer bunu sürdürmeye devam edersen sen sen olmaktan dahada uzaklaşmış başkası bile olamadan bi hiç olacaksın,İşte demem o ki dünyalık bile olsa kendimiz için yaşayalım başkası için değil...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

.jpg)








.jpg)